20 Şubat 2016 Cumartesi

Uzun Bir Aradan Sonra

Neden hep insanlar kendileri gereksiz şeylerle meşgul olduklarından sizin de öyle olmanızı isterler? Acaba sizi çekemedikleri veya onlardan daha iyi iş yaptığınızı gördükleri için mi? Nedir bu insanların bizden istedikleri ya da biz mi kendimizi göremiyoruz bilmiyorum ki, anlamıyorum, anlayamıyorum en önemlisi anlamlandıramıyorum.

Yazmadan sakinleşemiyorum. Çünkü bir şekilde içimdekileri dökmem gerekiyor ve bunun en iyi yolu yazmak. Kızınca, sevinince, üzülünce ne yaşarsam yaşayayım en çok da karmaşık olduğum zamanlar seviyorum yazmayı. Çünkü tüm karmaşıklığımı yazarak döküyorum.


Yaklaşık on birinci ayda taslak olarak kaydetmişim bu satırları. Kimbilir ne yaşamışsam artık şu an hatırlamıyorum bile. :) Yazmak için girdim bloğa ve bu taslağı görünce burdan devam edeyim diye düşündüm. Ne kadar ilginç. O gün o kadar sinirlendiğim bir olayı bugün hiç hatırlamıyorum. Demek ki ne kadar gelip geçici şeyler için üzüyoruz kendimizi. Unutuyoruz aslında tüm hastalıklar üzüntüden geliyor insana. Peki hiç üzülmeyecek miyiz? İnsanız sonuçta ama değmez insanlar için ya da olaylar için kendini yıpratmaya. İşte kanıtı. Yazmadan sakinleşemiyorum deyip bırakmışım ve şimdi hatırlamıyorum ne olduğunu ve kendi yazdığım cümleleri okurken gülüyorum. :) 


En son on ikinci ayda bir yayın paylaşmışım. İhmal ettim biliyorum. Ama gerek yıllar sonra yeniden ders çalışmaya adapte olmak gerek sağlık sorunları derken sayfamı açıp klavyeme dokunduğumda anlıyorum ki ne kadar özlemişim hem yazmayı hem paylaşmayı. Çoğu zaman umutsuzluğa kapılıp acaba boşa mı çabalıyorum dediğim olsa da hiçbir zaman yazmaktan vazgeçmedim.





Sömestr tatilinde tuttuk Yağız Ahmet ve Çınar'ın elinden sinemaya gittik. Arada patlamış mısırlarımızı da aldık ve keyifle filmimizi seyrettik. Hangi film olduğu ise afişte. Artık bizim için gördüğümüz her beyaz ayıcık Norm oldu. :)





Bunlar da bugün iki numaralı yeğenimle yaptığımız kurabiye adamlar. Şekli komik yapımı eğlenceli. Ama yaparken anladık ki ince işler için henüz erken. Ama yine de paylaşmadan edemedim. Onlarla böyle aktiviteler yapmak keyif verici. Yüzlerindeki gülümsemeyi görmek paha biçilemez. :)

Yeğen dediğin sevginin en büyüğü. Sayısı çoğaldıkça sevgisi de çoğalan bir duygu. Yok hiçbirinin birbirinden farkı. Aynı duygu, aynı heyecan, aynı heves, aynı coşku. Kiminin yakınında kiminin uzağında olsan da hiç fark etmiyor kalpte kapladıkları alan. Benim kalbim dörde bölünmüş Yağız Ahmet, Çınar, Beril ve Emir diye. :)

Bunu okuyunca yüreğimde ülkeme dair hüzünler yok sanmayın. Ama hayat devam ediyor ve tüm hüzünlerin içinde umutlar biriktirmeye çabalıyoruz hepimiz. Keşke yaşadığımız her şey bir çocuğun tebessümü kadar masum olsa. 

Biz büyüdük ve kirlendi dünya.

Sevgiyle...
Neslihan Kılıç

5 yorum:

  1. Kurabiye adamlar çok güzel. Ellerinize sağlık. Dedikleriniz çok doğru. Bu arada mim yazısını siz de yazarsanız çok sevinirim. Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nezaketiniz için teşekkür ederim. Sevgiler. :)

      Sil
  2. Bazı insanlar sizin yaptığınız güzel şeylere çomak sokmaya bayılır...onları boşverin. Destekçi kimse onunla devam edin. Lüzumsuz takimi onlar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen öyle çok haklısınız. Aslında bu durum sizin doğru yolda olduğunuzu gösterir. Eleştiri evet ama köstek olmak hayır. :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 

Kalbe Takılanlar Copyright © 2012 Design by Balköpüğü Tasarım Blogger Temaları