2 Nisan 2012 Pazartesi

Hayır Diyebilmek

Ne kadar anlayışlı ve hoşgörülü olursak olalım insanları anlamak ve onlara müsamaha göstermek bir yerden sonra inanılmaz zorlaşıyor.

İstenilen karşısında bazen çıldırma noktasına gelebiliyorsun.Karşındaki küçük veya büyük olsun hiç fark etmez.Yaradan sanki bizim sabrımızı ve sukunetimizi nereye kadar koruyacağımızı bize göstermek için o insanları bize gönderiyor.Belki de tahammül sınırımızı artırıp daha çok onu anmamızı ve Ya Sabır çekmemizi istiyor karşımızdakinin kalbini kırmadan.

Karşımızdakinin kalbini kırmayalım.Bizde hatırı vardır.O bana geçmişte falan şeyi yaptı ben şimdi ona nasıl olumsuz davranırım.İstediği şeyi yapmazsam veya en önemlisi de ona HAYIR dersem onu kırmış olurum vs. vs.Peki bütün bunların içinde ben veya benim isteklerim nerede?Yanlış anlamayın asla önce ben demekten veya bencil olmaktan bahsetmiyorum.Ama şöyle bir ince çizgide var ki bütün bunları düşünürken ben neden kendime ve karşımdakine sınırlar koymuyorum?İnsanlara koşulsuz itaat ediyorum, ne derlerse o.Halbuki bir tek Allah'a itaat konusunda tökezliyoruz kula itaat etmek hat safhada.Halbuki biz insanları bu kadar önemseyip hayatımızın tam merkezine koyuyoruz da bakalım biz onların umurunda mıyız?Umrunda barınmaktı niyetim diyor ya şair işte öyle niyetle miyetle olmuyor bu işler.Eğer umrunda değilsen karşındakinin sende de ipler kopuyor bir süre sonra.


Yaşadığımız bir çok şeyin temelinde hayır diyememe fobimiz yatıyor aslında ve kendi adıma şunu belirtmeliyim ki bu fobi bazen beni çıldırtma noktasına getiriyor.Ha bu noktaya geldikten sonra silkinip şöyle bir değişeyim de artık hayır demeye başlayayım dediğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz.Çünkü bu kelimeyi kullanmakta bir meziyettir diye düşünüyorum ve ne yazık ki o meziyet bende yok.

İnsanlar birbirlerinin yaşam alanlarına saygı duyduğu sürece aslında bu kelimeye de ihtiyaç yok.Karşımızdakini neden zorlarız ve illaki dediğimizi yaptırmaya çalışırız ki?Bunu da geçtim kendi özel hayatımda yapmadığım şeyleri neden bir başkasının özel alanını taciz ederek yapmaya veya yaptırmaya çalışayım?Gerçekten anlamak çok zor.Başkalarını üzüp kırmayalım diye kendimize yaptığımız haksızlıkların farkında bile değiliz.Onlara cevabımızı veremeyip arkadan gerilip sinir küpü olarak kendi kendimizi yiyip bitirmek sadece ömürden çalmaktan başka bir işe yaramıyor.

İşin kötüsü bu konuyla ilgili kitaplar var ve ben bu kitapları okuyamıyorum sıkıcı geliyor.Nasihat veren şöyle yapın böyle yapın diyen hiçbir kitap türünü okuyamıyorum.Bu da benim eksikliğim.Ancak bu konuda önerebileceğiniz etkin bir kitap varsa tavsiyelerinizi bekliyorum.Çünkü anlıyorum ki buna ihtiyacım var ve olacak.

Bol 'HAYIR'lı günler diliyorum. :)

Not:Aslında bu yazıya başlarken başka şeylerden bahsedecektim ama bilinçaltım beni buralara getirdi.Alakasız paragraflardan oluşmuş gibi görünse de gözüme, silmek istemedim.Zira insanoğlu hergününü biribiriyle alakalı mı yaşıyor? :)

N.K.

2 yorum:

  1. En güzeli dilediğimizce yazmak değil mi? diyerek konuya sondan bir giriş yapayım. Benim de yaptığım bir şey o ki; yazdığım şeye hiç karışmam. Nasıl dans ederken bir yerden sonra ayaklarına, ellerine, kollarına dikkat etmeden ortaya figürler koyarsın o şekil. (Tasvirde gelinen noktaya bakın sayın seyirciler.) Hatta bazen o kadar abartıyorum ki, yaptığım hatayı bile yanlış anlaşılmaya neden olmuyorsa düzeltmiyorum. Bırak hataların da senin bir parçan, onun da anlattığı bir şey vardır elbet.

    Lakin, "Hayır demek" konusunda en az ben de senin kadar rahatsızım. Bakıyorum maşallah etrafımda insanlar ne güzel "hayır, istemiyorum!" diyebiliyor. Bana sorduğunda ise, "olur tabi neden olmasın" diyorum ancak. Sanırım insanların ana motivasyon kaynakları ile alakalı derin bir mesele. Kimisi hayır demeyi ayıp görür mesela, ben de kendimi kötü hissediyorum hayır dediğimde. Bir nedene ihtiyacım olması gerektiğini düşünüyorum. Artık öyle bir safhaya geldi ki bu; ben "tabi canım, olur neden olmasın" dediğim zaman onun "mmm hayır" kabilinden anlıyorlar. Resmen bildiğin geçiştirmek, halbuki Hayır desem problem en başında çözülecek.

    Bi de tüm bu konu üstünde tabi ki insanları dert etmekten Mevla'yı da unutuyoruz. Modern dünyada o kadar çok materyal var ki kafayı meşgul eden, iç dünyamız gittikçe bu yoğunlukta küçülüyor.

    Bıraksan daha yazacağım uzun gidecek :) İyisi mi kovulmadan gideyim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Estağfurullah.Dilediğiniz kadar yazabilirsiniz söyleyecek sözününüz olduğu sürece.Aslında en büyük derdimiz Yaradan olmalıyken biz yarattıklarıyla uğraşmaktan Onu ihmal ediyoruz.Yani sözle uğraşırken özü kaybediyoruz.

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 

Kalbe Takılanlar Copyright © 2012 Design by Balköpüğü Tasarım Blogger Temaları