29 Aralık 2012 Cumartesi

Yazmak ve AŞK

0 yorum


Yazmak ne büyülü şey öyle değil mi? İçi dolu olsun veya boş olsun. İnsan olanın başına gelebilecek, Allahın en güzel lütuflarından biri. Bunu AŞK ’ı okurken bir kez daha anladım. Ben öyle mükemmel bütün insanlığa sunabileceğim şeyler yazmıyorum. Daha bencilce kullanıyorum yazıyı. Kendimi rahatlatmak ve kendime kendimi göstermek için, kendimi dışarıdan sorgulamak için yazıyorum. Kısaca kendim için kullanıyorum ben kalemi, klavyeyi, harfi, noktalamayı yazmak için ne gerekliyse onu. Çünkü yazmazsam hayatı bu kadar kolay taşıyamam. Bu kadar kolay ayakta duramam. İnsanlığa yazıyı icat ettirdiğin için sana şükürler olsun Allahım!

13 Aralık 2012 Perşembe

Kalbe Takılanlar

0 yorum
Bugün sadece yazmak istiyorum.
Vura,kıra,döke...
Ne geçiyorsa içimden
Olduğu gibi,tutmadan yazmak.

Kalemimi kırıp,kendimi kalbime gömmek
Var olduğum tüm kalplerden çıkıp
Sadece var olduğum için yanımda olanları görmek
Çok yakında kimsesiz olabilme ihtimali
Ne geliyorsa işte.

18 Kasım 2012 Pazar

Gittiğinde Ardından Ne Söylenmesini İsterdin?

0 yorum

Bence bir insanın hayatındaki temel sorulardan biri olmalıdır bu nereye gittiğinin önemi olmadan.Gitmek işte olayın özü.Oraya buraya şuraya ne önemi var.Önemli olan sonu:Gitmek!
Git gidebildiğin,ulaşabildiğin en son noktaya kadar git.Ama nasıl gitmelisin?Giderken neleri kaybediyor neleri kazanıyorsun,terazin hangisini daha ağır tartıyor bir dur düşün.Düşünmeden gidersen sonunda pişmanlık senin olur.Ama bir şeyi de unutma.Nasıl gidersen git döndüğünde hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır olamaz da.Giderken ardında kalanları düşünmüyorsan eğer döndüğünde ardında bıraktıklarının ardında kalırsın.Senin için yapılanları hor görüp kıymet bilmeden çekip gidiyorsan dönüşün yoktur yıktığın kalplerde.

28 Ekim 2012 Pazar

Anlatamayız UZUN HİKAYE

0 yorum

UZUN HİKAYE

Osman Sınav'ın yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği son filmi.Mustafa Kutlu'nun aynı adlı kitabından muhteşem bir uyarlama.Kitabı okumadım ama ilk fırsatta almayı düşünüyorum.Okumadan uyarlamanın muhteşem olduğunu nasıl söyleyebildiğimi sorarsanız benim yorumum film içindi.


Bu film bütün sinema severlere şiddetle tavsiyemdir(biliyorum anlatım bozukluğu yaptım).

Benim bu filme gidişimin üç sebebi vardı.Biri Osman Sınav diğeri Kenan İmirzalıoğlu ve en önemli unsur da abla tavsiyesi.Film bittiğinde iyi ki gitmişim dedim.Olağanüstü güzellikte ve inanılmaz etkileyici bir filmdi.Seyrettiğim en güzel filmlerden biri oldu.


70'li yıllara dair çok güzel bir aşk hikayesi.Ama bildiğiniz aşk hikayelerine hiç benzemiyor.Belki de benziyor.Bu sizin aşktan ne anladığınızla ilgili.Ben filmden çıktığımda böyle bir aşkı gerçek hayatta nerden bulacağız diye hüzünlenerek ayrıldım salondan.Çünkü anlatılan sadece aşk değil o aşkın etrafında dönen doğru olduğu için sürekli kaybeden ve zorlu bir hayat mücadelesi süren ve hikayeleri hiç bitmeyen zaman döndükçe sürecek olan üç kişilik çekirdek bir ailenin yaşamından kesitler sunan oldukça mütevazi bir hikaye.Uzun upuzun bir hikaye.

Kenan İmirzalıoğlu'nun klasik rollerinden biridir diye düşünürken bambaşka biri olarak çıktı karşıma.Hem aşık hem de fedakar bir baba.Ve bence bugüne kadar canlandırdığı en iyi karakterdi Ali.

Filmde Tuğçe Kazaz'ın oynadığını bilmiyordum.Bir anda karşımda onu görünce Kenan İmirzalıoğlu'nun karşısına da bu kadın mı çıkarılır diye geçirirken içimden ilk beş dakikadan sonra keşke Karadayı dizisindeki partneride bu olsaymış demeye başladım.Tahmin ettiğimden çok daha iyi bir oyun çıkarmıştı ortaya.Münire için çok uygun olmuş Kazaz.

Filmde sürpriz oyuncular çıktı karşıma.Belki de ben üzerine çok araştırma yapmadan gittiğim için karşıma çıkan kişiler sadece bana sürpriz oldu.Ama sürprizlerin hepsi harikaydı.

Filmin konusuyla ilgili bir şey söylemek pek mümkün değil.Sadece şunu söyleyebilirim film bittiğinde dudağınızda sıcak bir tebessüm ve gözünüzde bir damla yaş olacağının garantisini veriyorum.Ne dramatik ne komedi.Çok naif,duygusal,esprili,sizi içine çeken ve uzun süre etkisinde kalacağınız tek kelimeyle mükemmel bir film.

Filmden çıktığımızda bana ve kuzenime konusunu soranlara hep aynı yanıtı verdik:Anlatamayız Uzun Hikaye...

4 Ekim 2012 Perşembe

İnsan ve İnsanlık Üzerine

0 yorum
İnsan nedir? Allah aşkına biri bana açıklasın.Ben bulamıyorum cevabı.Daha doğrusu buluyorum da hangisi doğru ona karar veremiyorum.Bu dünya için insan olmak mı yoksa ahiret dediğimiz diğer dünya için insan olmak mı?Sanırım bu ikisini karıştırmaya başladık.

Bu dünya için insan olmak istiyorsak uyanık,gözü açık,hakkını kimseye yedirmeyen,her şartta ve koşulda hakkını aramayı bilen,insanları ezen hatta zor durumda bırakan vs.Örnekleri çoğaltmak mümkün.

11 Eylül 2012 Salı

Aşk-ı Sükun

0 yorum


Aşk-ı Sükun.Her Kadın Hacer'dir...
Nuriye Çeleğen'e ait Hz.İbrahim'in ikinci eşi olan Hz.Hacer'i anlatan olağanüstü bir kitap.Sadece Hacer'i anlatıyor demek eksik kalır.Hacer'in gözüyle Hz.İbrahim'in hayatını dinliyorsunuz.O anları onlarla beraber yaşıyorsunuz.
Az önce Hz.İbrahim'in hayatını dinliyorsunuz yazdım.Hayır yanlış yazmadım.Yazar romanını Hacer Validemizin diliyle o kadar güzel anlatıyor ki kitabı okumuyor adeta onun sesinden dinliyor gibi hissediyorsunuz.

5 Eylül 2012 Çarşamba

Gitmek ve Kalmak Üzerine

0 yorum
Gitmek bazen zaruri bazen isteyerek
Ama için hep hüzün dolarak.

Gitmek bazen iyi bazen kötü
Ancak hep kahırlı.

Gitmek yazarken altı harf
Yaşarken hep hayıf.

Gitmek söylerken bir saniye
Yaşarken bir ömür.

Gitmek anlamca veda ediş
Gidene ise içinde kalış.

24 Mayıs 2012 Perşembe

Aşkın Gözyaşları

2 yorum
Çok gecikmiş bir yazı olduğunu belirterek başlamalıyım bu yazıya.Çünkü kitabın serisini okuyalı epey bir zaman oldu.Ancak hayatımda okuduğum en mükemmel kitaplar olduğu için anlatacak cesareti bulamadım belkide kendimde.Demek ki zamanı şimdiymiş diye kendimi avutarak kitap ve serisiyle ilgili düşüncelerimi paylaşmaya başlıyorum.

Önce Aşkın Gözyaşları serisiyle ilgili düşüncelerimi yazmak isterim.Çünkü eğer Tebrizli Şems'i okumadan diğerlerinden başlarsanız eksik bilgilenmiş ve okuduğunuzu yarım anlamış olursunuz.Mesela Şems ilginizi çekmedi ve siz Kimya Hatun'dan veya Hz.Mevlana'dan başlamak istediniz.Olmaz.Onları okudukça kafanızda soru işaretleri oluşur Şems'le ilgili ve sizin onların cevabını bulmak için dönüp yine Şems'i okumanız gerekecek.Şems'te okunarak ne kadarıyla anlaşılırsa artık.

27 Nisan 2012 Cuma

OD

0 yorum
           Od:Ateş demek.
                
                 İskender Pala'ya ait bu kitabı ilk çıktığı zamanlarda aldım ve ancak okuyup bitirme fırsatım oldu.Düşüncelerimi sizlerle paylaşmak ve yanlış bildiklerim varsa düzeltilebilsin diye yazma ihtiyacı duyuyorum.

                Kitabı çok büyük bir heyecanla elime alıp okumaya başladım.Öncesinde Aşkın Gözyaşları'nı okuduğumdan, ondan etkilendiğim kadar etkileneceğimi düşünerek heyecanla ilerlemeye başladım sayfalar arasında.Ama okudukça şevkim kırıldı.Belkide beklentilerimi yüksek tutmuştum ve bir başka kitapla, Mevlana ile arasında kıyaslama yaptığım için böylesine bir hayal kırıklığı yaşadım.

                  Evet kitapta yanmaktan bahsediyor ateşten.Ancak İskender Pala'nın çok ince bir noktayı kaçırdığını ve yanlış aksettirdiğini düşünüyorum.Nedir bu ince nokta?İlahi aşk ile dünyevi aşk. Yunus'un ilahi aşkı bu kitapta eşine duyduğu aşkın gölgesinde kalmış.Evet bütün sınavları verip derviş olma yolunda emin adımlarla ilerliyor Yunus Emre fakat sizi o ilahi aşkının içine çekemiyor. Öyleki huzura erdiği her noktada eşini anıyor içten içe.

2 Nisan 2012 Pazartesi

Hayır Diyebilmek

2 yorum
Ne kadar anlayışlı ve hoşgörülü olursak olalım insanları anlamak ve onlara müsamaha göstermek bir yerden sonra inanılmaz zorlaşıyor.

İstenilen karşısında bazen çıldırma noktasına gelebiliyorsun.Karşındaki küçük veya büyük olsun hiç fark etmez.Yaradan sanki bizim sabrımızı ve sukunetimizi nereye kadar koruyacağımızı bize göstermek için o insanları bize gönderiyor.Belki de tahammül sınırımızı artırıp daha çok onu anmamızı ve Ya Sabır çekmemizi istiyor karşımızdakinin kalbini kırmadan.

Karşımızdakinin kalbini kırmayalım.Bizde hatırı vardır.O bana geçmişte falan şeyi yaptı ben şimdi ona nasıl olumsuz davranırım.İstediği şeyi yapmazsam veya en önemlisi de ona HAYIR dersem onu kırmış olurum vs. vs.Peki bütün bunların içinde ben veya benim isteklerim nerede?Yanlış anlamayın asla önce ben demekten veya bencil olmaktan bahsetmiyorum.Ama şöyle bir ince çizgide var ki bütün bunları düşünürken ben neden kendime ve karşımdakine sınırlar koymuyorum?İnsanlara koşulsuz itaat ediyorum, ne derlerse o.Halbuki bir tek Allah'a itaat konusunda tökezliyoruz kula itaat etmek hat safhada.Halbuki biz insanları bu kadar önemseyip hayatımızın tam merkezine koyuyoruz da bakalım biz onların umurunda mıyız?Umrunda barınmaktı niyetim diyor ya şair işte öyle niyetle miyetle olmuyor bu işler.Eğer umrunda değilsen karşındakinin sende de ipler kopuyor bir süre sonra.

27 Şubat 2012 Pazartesi

Kendini Sorgulamak ve Benlik

0 yorum
      İnsan olmak neden bu kadar zor?İnsan olmak ne demektir?İnsanlık hep bizde kalmak zorunda mı?Neden insanlar bu kadar fesat?Bu aralar kafamda bu sorularla dolaşıyorum.Kendi kendime sorup kendi kendime cevaplıyorum.

     İnsan olmanın erdemlerinden bu kadar uzak olmak zoruma gidiyor.İnsanlığın dibe vurmaya doğru hızla gittiğini görmek canımı yakıyor.Evet bende sizin gibi inanıyorum ki her dibe vuruşun bir zirvessi vardır.Ama bizim zaten var olan,inandığımız onlarca güzellikte değerlerimiz varken onları bulmak için neden önce kaybetme yolunu seçiyoruz bunu anlamıyorum işte ben.Var olanı korumak kaybetmekten daha kolay değil mi oysa.

     Ey insanoğlu dur ve bak nereye doğru gittiğine.İnsani olan bütün değerlerimiz saflık,enayilik adıyla aşağılanır olmuş.Ne zaman zirveye çıkacaksın.Silkelen!Kendine gel hadi.Dünya bir sinema filmi gibi sona erdiğinde mi yoksa kendi kıyametin koptuğunda mı fark edeceksin insan olmanın iki hecelik bir kelimeden ibaret olmadığını.İnsan olmanın erdemi kendin içip yaşadığın ömürle mi ölçülür yoksa kendin için yaşadığın sürenin bir kısmını diğer yaradılmışlar için kullanman mıdır bu ölçü.

      Karşındaki insanın kötülüğünü istemek çok basitçe bir davranış değil mi?Yakıştırabiliyor musun sen bunu kendine?Çok yazık.Nasıl olur da böyle bir acizliği kabullenebilirsin.Kalbine dön ve kendini bul.Karşına çıkan gerçekten sen misin?Hiç sanmıyorum.Çünkü her insan özünde iyilik ile doğar.Eğer ki sen özünü kaybettiysen işte orada kendine düşmanlığın başlıyor esasında.

     Kendine düşmanlık?Evet ta kendisi.Çünkü bir başkası için ne düşünüyorsak aslında o bizim kalbimizdir.Senin için iyilik düşünürsem bu benim iyiliğim keza yine senin kötülüğünü istersem bu benim kötülüğüm olur.Çünkü düşünen,söyleyen,hisseden ben değil miyim?Evet.E o zaman bunu nasıl görmezsin.Kendini görmeden bir başkasını görebileceğin yalanına kalbini nasıl inandırırsın?Kendine yaptığın en büyük haksızlık bu değil midir yaşadığın sürece.

     Hadi dön kalbine.Bul kendini.Bu sen değilsin.Bu sen olmamalısın.Hayır.Hayatı suçlama.Çünkü hayat dediğin şeyi yaşayan ve biçimlendiren de yine sensin.Yaradan önüne sayısız seçenekler sunuyor ve yanlışı doğruyu sana anlatıyor.Ama sen doğruyu görmezden geip elinin tersiyle bir kenara koyar,yanlışı seçip ona dört elle sarılırsan sonucuna da yine kendin katlanmak zorunda değil misin?Yine iş sende bitiyor.Bütün yolların sonunda sen çıkıyorsun.Çünkü en nihayetinde yaşadıklarından sadece sen sorumlusun bir başkası değil.

       Bak işte eninde sonunda her şeyin sebebi ben veya sen olmuyor muyuz?Neden?E her şey bizde başlayıp bizde bitmiyor mu?Her yerde önce kendinizi düşünün diye bağırmıyor mu insanlar?Peki biz önce ben derken aynı zamanda 'neden önce ben' diye sorgularsak fena mı olur?Önce ben diyebilmek her şeyin öncelikle kendinde bittiğini kabul etmektir ve öyle olmalıdır da.Çünkü önce biz isteyeceğiz,uygulayacağız ki bunu tüm insanlığa yayabilelim.

Unutmayalım ki ancak ve ancak ben istersem dünya değişir ve her şey benimle başlar.Kalbimle.

N.K.

11 Şubat 2012 Cumartesi

Bu Ülkenin Bedirhan Gökçe'ye İhtiyacı Var

0 yorum
      


       Evet başlık çok büyük ve iddialı bir cümle.Ama bunu söyleyen ben değilim futbol otoritelerinden biri olan Şansal Büyüka.Bedirhan Gökçe'de bu konuda hiç tevazu göstermiyor ve bunu onaylayıp kabul ediyor.Neden etmesin ki?Kim olduğunun,ne olduğunun,nerden geldiğini,nereye gideceğini ve ne yapacağını çok çok iyi bilen bir adam.Peki bu ülkenin yani bizim ona büyük üstad Bedirhan Gökçe'ye neden ihtiyacımız var?

     Bir kere bana sorarsanız muhteşem bir yürek adamı.Ben epey bir süredir radyo programlarını dinlemesem de mükemmel bir radyo programcısı.Onun programında sadece şiir yoktur.Ne radyo programında ne konserlerinde.Hayata dair ne ararsanız onu bulursunuz Onda.Radyo programlarının kapanış konuşmalarında kaç kişiyi ipten almıştır yani intiharın eşiğinden kurtarmıştır kimbilir. Kimsenin kimseye anlatmadığı acılarını onunla paylaşmaları da cabası. Eğlence,mizah,müzik,kültür,siyaset,ekmek kavgası,iş,güç ve en önemlisi AŞK.Ama aşkın her türlüsü beşeri,mahşeri,ilahi,ruhi,bedeni...Kısacası ne ararsanız onu bulursunuz.Şiiri sadece okumaz, yaşar.Okuduğu ve yazdığı her şiir sizi yüreğinizden yakalar ve bir daha asla terk etmez, ta ki siz onu bırakana kadar.Tabii bırakabilirseniz.

     Biz onu şair olarak tanıyoruz ve okuduğu şiirlerden ibaret biliyoruz.Halbuki okuduğu ve yazdığı her şiirde bu ülkeye hizmet etmenin aşkı yatar kalbinde.

     Son zamanlarda televizyon programı yapamadığından şikayetçidir ve medyayı suçlar bu yüzden.Haklıdır da.O kadar saçma sapan, ipe sapa gelmez yayınların arasında bir tek şiir programı yoktur.Üstelik herkesin ben şairim diye geçindiği bir memlekette.Üstelik insanımızı aşağılayıp hor gören,küçümseyen birçok tv programının yanında böyle bir adam neden hala radyoda kapalı bırakılır anlaşılması zor bir durum.En azından şunu belirtmeliyim ki benim gönlümün istediği yerde değildir Bedirhan Gökçe.Belki hiçbir boş zamanı yok konserlerdi radyoydu derken ama O bulunduğu konumun çok üstünde bir yerlerde olmalı.Bunu biz sevenleri ve takipçileri olarak görüyorsak başkaları nasıl görmüyor veya nasıl görmezden geliniyor anlamak zor.

      Biz ülke olarak genelde kaybedince anlarız değerlerimizi.Evet Bedirhan Gökçe bu ülke için çok önemli bir değerdir ve bence çok geçmeden bu değerin farkına varılmalı,kaybetmeden anlamalıyız onu.

        İnsana insan olduğu için değer verir ve asla yargılamaz.İnanmadığı ve inandığı şeylerin sonuna kadar arkasında durur.Kaybolmaya yüz tutmuş değerlerimizi bize yeniden hatırlatır.Genç yaşına rağmen birçok ünlüye yapılan hayranlarının kendini paralama yöntemleri onda yoktur.Onun sevenleriyle abi,baba,kardeş ilişkisi vardır.Bizden biridir o.İçimizden biri.Hatta içimizdeki birçok sesin dışa vurumcusu.O, o güzel Türkçesiyle konuştukça siz mest olur ve hiç bitmesin istersiniz.Çünkü boş konuşmaz.Konuştuğu her kelimenin içini doldurur.Kelimeleri hoyratça değil seçerek ve lafın nereye gittiğini çok iyi bilerek konuşur.

        Eğer bir psikoloğa veya psikyatriste ihtiyacınız varsa önce açın Kral FM'i saat 23:00'te bir dinleyin Bedirhan'ı.Özellikle de kapanış konuşmalarını.Bakın nasıl iyi gelecektir size.

         Belki ben abartıyorumdur bilmiyorum.Ama bu sayfaya atmış olduğum başlığın sonuna kadar arkasındayım.Bizim bu adama gerçekten çok ama çok ihtiyacımız var.Bu yazdıklarım yetmez mi?Oysa ki ben henüz hiçbir şey anlatmadım size.

N.K.







          

13 Ocak 2012 Cuma

Ölüm Üzerine

0 yorum
Bu gece ölümün soğuk gölgesi düştü yine yüzümüze.Farkında olmadığımız,hiç bize uğramayacakmış gibi yaşadığımız ve ancak sevdiğimiz bir insanı vurduğunda aklımıza gelen ölümle. Haykırmak istiyor insan böyle zamanlarda ölüm gelme sevdiklerime. Ölüm üzme sevdiklerimi.Ama nafile çünkü hiç istemesek de, bu dünya tatlı da gelse hepimizi alıp götürecek bir gün.Karanlığa bütün ağırlığıyla tek bir kelime hükmediyor bu gece: Ölüm!

Bize bu kadar yakınken bir o kadar da uzak olmayı nasıl başarıyor Azrail?Söyleyecek hiçbir şey kalmıyor geriye.Kuru bir başınsağolsun sonra birkaç damla gözyaşı sonra Fatihalar sonra... Sonrası yok işte.Ölümün gölgesinin düştüğü kalplerde sonrası yok. Biz alıp başımızı giderken,evimizde şen kahkahalar atarken,üzülüp ama sadece anlık kalırken hüzünlerimiz bir başkasının tam da kalbinin orta yerine saplanır ölüm.Biz onu ne kadar anlarız acaba?Kuru teselliler yeter mi acısını dindirmeye?Yoksa.Yoksa ağlama yeter veya ağla ağla açılırsın, Allah sabırlar versin nidalarıyla yanındayız dediğimiz insanlara bunlar ne kadar inandırıcı geliyor?Bir hiç kadar.

İşte ölüm.Sanırım tam anlamıda bu olsa gerek:Hiçlik.Yıllarca yaşayıp bir anda bir hiç olmak, hiçleşmek. Dile ne kadar da kolay geliyor oysa ölüm kelimesi.Söylerken ürpermiyoruz bile ama yaşarken...

Alfabedeki değeri dört harf ama yaşarken yirmi dokuz harfin toplamından kat be kat ağır.

İçim daralıyor bu gece.Ne haykırabiliyorum ne ağlayabiliyorum.Sadece hüzün çökmüş yüreğime.Sadece yazmak istiyorum her şeyi ve her yere.Ama yazdıkça daha çok çoğalıyor hüzün yazdıkça acısı azalmıyor ölümün sanki artıyor.Ölüm neden bu kadar ağır gelirsin ki yüreklere?

Ölüm!

Dediğimiz anda biter söz.Kelimeler anlamını yitirir ve harfler kelime olmaya utanır, kelimeler cümle.Belki de en kısa ve en anlamlı cümleyi dünyanın var oluşundan beridir kurduğu içindir Yaradan.Üstüne söyleyecek çok söz ama hiç söz olmayan bir durum.Yazmak istediğim o kadar çok cümle var ki.Ama gel gör ki hepsi boğazımda düğümleniyor ve akamıyor kalemimden kağıdıma.

Bu gece son sözünü söyledi yeryüzü ve bu gece bir evde bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Karanlığa bütün ağırlığıyla tek bir kelime hükmediyor bu gece: Ölüm!

N.K.

Az

0 yorum
AZ


Doğan Kitaptan çıkan Hakan Günday'a ait bir roman.Kitabın arka kapağında konusuyla ilgili şunlar yazmaktadır.

11 yaşında bir tarikat şeyhinin oğluyla evlendirilen korucu kızı Derdâ ile hapisteki bir gaspçının aynı yaştaki oğlu “mezarlık çocuğu” Derda’nın bir mezarlıkta kesişen hayatlarının, bu iki çocuğu kırk yıl boyunca her tür şiddetle yontup birbirlerine hazırlayışının, (bütün anlamlarıyla) Yazı’nın bu iki çocuğu birleştirmesinin hikâyesi. Çocuk şiddeti, hayatın şiddeti, aşkın şiddeti, inancın şiddeti, hırsın şiddeti üzerine, A’dan Z’ye şiddet üzerine, dilin ve yazının şiddetiyle bir roman…

Bunu okuyunca kitapla igili az çok bir fikre sahip olabileceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.Çünkü kitap sandığınızdan çok daha fazla şiddet içeriyor.Daha ilk sayfalarda sizi şaşırtıp tamamen hikayenin içine çekmeyi başarıyor yazar.Sonuna kadar büyük bir merakla ve heyecanla okuyorsunuz kitabı.Sonu ise başlangıçtan daha enteresan.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 

Kalbe Takılanlar Copyright © 2012 Design by Balköpüğü Tasarım Blogger Temaları